HABER SPOR TİCARET İLAN KENT HARİTA EĞİTİM ERKEKÇE KADINCA TEKNOLOJİ SAĞLIK LİNK EĞLENCE HAVA VİDEO FOTOĞRAF YAZARLAR ETKİNLİK
Zeki ÖÇAL
" Yazarın biyografisi "

Bu Fotoğrafta Ne Eksik!

07 Mart 2007
Okunma sayısı : 2897

Fotoğraf beğenisi, bayram kartpostalları seviyesinde olan herhangi biri bile meselâ Süleymaniye camii avlusunda bir şerbetçi veya kâğıt helvacı görüntüsünün abes olduğunu bilir. En azından,  kâğıt helvacı ile o ulvî mekân arasında hiçbir fikrî  ve ruhî münasebetin bulunmadığını, bu nedenle helvacının fotoğraftaki mevcudiyetinin lüzumsuzluğunu hisseder. Veya bir gün batımında deniz kıyısındaki çay bahçesinde tahta masada tek başına otuz beşlik rakı şişesi gibi oturan bir herif görüntüsü fotoğraf olarak hiçbir şey ifade etmez . Hafta sonları Ferdi Tayfur’lu filmlerde mendil ıslatmış bir overlokçu kız bile bu fotoğraftaki aslî romantik elemanın, yani mahzûn ve mel’ûm bakışlı bir güzelin eksikliğini hemen fark eder.


Fotoğraf karesinde dondurulan “an”daki mesajın etkisinin, kadrajdaki objeler arası denge, ritim,  ışık, derinlik, perspektif vb. unsurlarla kurulan estetik ahenge bağlı olduğunu; bunlardan birinin eksikliği ya da fazlalığının veya objeler arasındaki fikrî münasebetin kopukluğunun, fotoğrafa bakan kişide bir eksiklik ya da dengesizlik hissi yarattığını söylerler bu işten anlayanlar.

 *   *   *

Geçtiğimiz günlerde Yalova Gazetesi’ nin iç sayfalarından birinde bir haber fotoğrafı yayınlandı. Estetik kaygısı olmayan sıradan bir haber fotoğrafı olmasına rağmen, kompozisyonu oluşturan objelerin konumu itibarıyla insanda bir eksiklik hissi yaratan ve adeta  insanı tedirgin eden bir şeyler vardı görüntüde. Peşin hükümlerimizin tasallutunu bertaraf edip tamamıyla tarafsız olabilmek için, haber metnini okumadan ve de karede yer alan kişileri tanımadığımızı farz ederek, sadece fotoğraf okuması yapmaya, bu fotoğrafta bizde bir eksiklik hissi yaratan şeylerin ne olduğunu tespit etmeye çalıştık.

Gördüğünüz gibi, fotoğrafta bir masanın iki yanında oturan üç kişi var. Fotoğrafın tam ortasındaki ilgi merkezinde yer alan masanın öte yanındaki kişinin, koltukta kırk beş derecelik yarı yatar vaziyetteki oturuşu, ilk bakışta, birazdan televizyon karşısında uyuklamaya meyilli mütekait binbaşı Asım efendi havası verdiği için, fotoğrafta kendini hissettiren eksikliğin çubuklu pijama, tavşan tüyü ponponlu terlikler ve romatizmalı bacakların altına konulacak minder olduğunu düşündürüyor.

Fakat dikkatimizi, fotoğrafın merkezinden çevreye doğru kaydırdığımızda şahsın arkasındaki duvarda “ Yalova Benim Kentimdir K. Atatürk” yazısını, bir adet Atatürk fotoğrafını ve yanı başında da bir Türk bayrağını görüyoruz. Bu durum bize bu mekânın, mütekait binbaşı Asım efendinin oturma odası olmadığını, resmî bir makam olduğunu anlatıyor. Keza üzerinde muhtelif büro edevatı bulunan bir ahşap masa ve deri koltuklardan müteşekkil klasik mobilya bu kanaatimizi pekiştiriyor. Dolayısıyla fotoğraftaki eksikliğin pijama, terlik ve sair tefrişat olmadığını anlıyoruz.

Fotoğrafa daha bir dikkatli bakıyoruz. Masanın beri yanındaki koltuklarda oturan diğer iki kişinin oturuşlarındaki mesafeli ve terbiyeli ifadeden, kendilerinin, masanın öte yanındaki mühim kişiye bir arz- hâl eylemek için orada bulunduklarını tahmin ediyoruz.

Bu iki kişinin meselelerinin ne olduğu hususunda fotoğraf karesi bize sarih bir malumat vermiyor. Fakat masanın öte yanındaki şahsın, kıçının üzerinde, yükü kaymış mavna gibi sancak tarafına doğru kaykılmış haldeki yestehlenme pozisyonu, “anlattıklarınızı kıçımla dinliyorum” veya “ben bu laflara osururum birader ” mesajı veriyor. Kezâ sol elin, kasık üzerinden apış arasına doğru tombala çeker gibi sarkmış vaziyeti, mesaja daha ağır bir hava veriyor; hani “Şişhane’den aşşâ Kasımpaşa” misali.

Fotoğraftaki objelerin her biri başka bir yöne baktıklarından ötürü bunlar arasındaki fikrî ve ruhî münasebeti fotoğraftan çıkartmak mümkün olmadığından, bu üç kişiyi bir araya getiren sebebi öğrenmek için mecburen haber metnini okuyoruz. Haberden, masanın beri yanındaki iki kişinin Yalova Elyaf fabrikası işçilerini temsilen fabrikanın icra yoluyla satışına ilişkin endişelerini iletmek için şehreminini ziyarete geldiklerini, dolayısıyla masanın öte yanındaki ehl-i keyfin ise Yalova şehremini olduğunu öğreniyoruz.

Kendisini ziyarete gelen herkesi sabırla dinlediğini, alâka ve şefkatini esirgemediğini bildiğimiz hayrhâh şehremini, bu görüşme sırasında işçi temsilcilerine “Elyaf fabrikasının satışı konusunda hiçbir bilgisinin olmadığını” söylemiş ve peşi sıra hayır dualarını arzetmiş.

Şimdi, hayır dua tamam da “Elyaf’ ın satışı konusunda hiçbir bilgim yok” lafı biraz manidar.

Muhteremin bu husustaki “bilgisizlik” arazı, olay mahalline “ilgisizlik”in neticesi olabilir mi acaba!

Yani Yalova Elyaf, eğer Dubai destekli sermayenin yakın alâka gösterdiği kamuya ait, yağmalanabilir bir mülk olsa idi muhterem bu hususta bu kadar “bilgisiz” olabilir miydi?

E ama çocuk da haklı be hocam! Sen de hep zor yerlerden soruyorsun. Onun çalıştığı yerlerden sor bakalım sular seller gibi cevap vermiyor mu sana…

Sor bakalım kırk hektar TİGEM arazisine kaç tane beş yıldızlı otel sığar; cevabını şak diye veriyor mu vermiyor mu gör bakalım!

Sonra Altınova tersanelerinde imal edilecek bir tane gemi, Hersek ovasında yetişen kaç ton kiviye tekabül onu da sor da al cevabını…

Tamam; bir tane “Dinçkök Kültür Merkezi” nin kaç tane hidroelektrik santral bacasına, kaç bin ton zehirli küle denk düştüğünü bilemeyebilir; ama, rol aldığı televizyon dizisinde ki otuz saniyelik binbaşı Asım figürasyonunun Akköy bamyasının tanıtımına ve bu vesileyle Yalova’ nın bamya ihracat gelirlerine yaptığı muazzam katkıyı bir hesaplasın bak dudağın uçuklar.

Hem çocuk daha Yalova terminalinin satışı meselesinin içinden çıkamamış, çöplüğün satışını yüzüne gözüne bulaştırmış, sen kalkmışsın Yalova Elyaf’ın satışını soruyorsun!

Biraz insaf, bir parça merhamet yâni…

*   *   *

Son kez fotoğrafa rücû ediyoruz.

Fotoğraftaki görsel malzeme ile haber metnini birlikte bir kez daha okuyoruz ve mesele yavaş yavaş vuzûha kavuşuyor.

Ve anlıyoruz ki, burası Yalova Belediyesi Riyaset makamı.

Fotoğraf karesinde ortada görünen oturma özürlü şahıs, şehrin emanet edildiği emin şahıs, yani Yalova Şehremini!

Diğer iki kişi ise meselelerini anlatmak için bu makama gelmiş olan Elyaf işçileri.

Hâlin gereği olan hassasiyetten mahrum olan bu fotoğrafta insana dair başkaca şeylerin eksikliği de hissettiriyor kendini.

Biraz daha dikkatli bakınca anlıyoruz ki, bu fotoğrafta bariz bir şekilde ciddiyet eksik.

Bu fotoğrafta insana saygı eksik.

Bu fotoğrafta, o koltuğun icap ettirdiği vakar eksik.

Yalova Şehremaneti makam odasında çekilmiş olmasına karşın bu fotoğrafta, gerçek manada şehrin emini eksik.

*   *   *

Gerisi zaten teferruat…

  • Haberi Yazdır
  • Haberi PDF olarak bilgisayarına kaydet
  • Facebook' ta paylaş
  • Delicious hesabına ekle
  • Twitter' da paylaş
  • Myspace' de paylaş
  • Digg' de paylaş
  • Google' da paylaş
  • Friendfeed' de paylaş
  • Microsoft Live' da paylaş




Yorumlarınızın yayınlanması için "Yorum Kurallarını" okuyun.