
Bir süre önce Yalova gazetelerinde tabut örtüsünü çağrıştıran türbe yeşili zemin üzerine tam sayfa " Aksa Çalışanları Adına AKSA Temsil Heyeti " imzalı, Türkçe ve mantık arızalarıyla ma'lûl bir ta'mim yayınlandı. Söz konusu prefabrik "AKSA'k Temsil Heyeti !!!" nin bir hukukî şahsiyeti olmadığına göre, gazeteler bu ta'mimi kimin/kimlerin adına fatura ettiler çok merak ediyoruz.
Faturalar AKSA adına kesilmiş ise; bu ahvâlde mesele zaten bütün zâviyeleri ile vuzûha kavuşmuş olacağından, bu yazının bundan sonraki kısmını okumanıza lüzûm kalmamıştır. Ferahnâk ile, sizi alâkadar eden başka mevzûlara geçebilirsiniz. Allah hepinize âfiyet versin.
* * *
Eğer bu husûsdaki tahminlerimizde hata ediyor isek; yani faturalar AKSA adına değil de, - pek çoğunun böylesi bir metne imza koymayacağından emin olduğumuz AKSA çalışanlarına rağmen - AKSA nâmına "re'sen !" hareket eden prefabrik "AKSA'k Temsil Heyeti' ni Temsilen 'Bir Kısım Temsilciler' !!!" adına kesilmiş ise...
Bu ahvâlde, bu meçhûl "Temsilen Temsilciler" e; patrona yağ çekmenin, işyerindeki meslekî mevkileri - umum müdürlük dahil - ne olursa olsun hiç kimseye iş güvencesi sağlamadığını; sermayenin, bî-vefâ hissiyle alîl olduğunu; kendi menfaati açısından işi bitenin ipini çekmekte bir saniye bile tereddüt etmediğini hatırlatmak da bizim vazifemizdir. Meslekî hikâyâtımız, bu hususta te'sîs-i ahkâma müsaade edecek kadar zengindir.
Nitekim, her yerde olduğu gibi, Yalova şehir mezarlığında da, bir vakitler sermaye cenâhında vazgeçilmez olan, ama işi bitince, yetim kedi eniği gibi kapı önüne konulan bir kısım "amir" lere, "şef" lere, "müdür" ve "umum müdür" lere ait bir hayli mezar taşı mevcuttur.
Ama, bu gün hepsi sadece ıssız birer mezar taşı...
* * *
Meçhul prefabrik heyet konuya, "Bizler, emeğiyle, alın teri, beyni ve yüreğiyle değer yaratan insanlarız" şeklinde, utangaç, hafiften pembe bir "Sosyalizan" cümleyle giriş yapmış.
Bunu tâkiben tam da, "Fabrikalar tarlalar, siyasi iktidar, her şey emeğin olacak" şeklinde, damardan ve kıpkızıl "Komünizan" bir sloganı beklerken birden acı bir fren sesi duyduk. Allah'tan tam yerinde durdular.
Amman beyler! Ne yapıyorsunuz siz? Miting meydanlarından reklâm şirketlerine tenzili rütbe ile sermaye danışmanı olarak düşey geçiş yapmış, karışık kafalı, "Eskimiş" ve ucuz şarap gibi "Ekşimiş" bir "Solcu" artığının kaleminden fırlamışa benzeyen bu tür lâflardan patronların hiç hazzetmediğini bilmiyor musunuz? Neyse; şimdilik hiç biriniz işten atılmadığına göre, bu pek mühim teferruât muhtemelen patronun gözünden kaçtı veya takibeden cümlelerin hatırına görmemezlikten gelindi. Öyle ya da böyle, verilmiş sadakanız varmış.
Evet, değer üretmek güzel bir şey. Fakat biz, bu tesbitin kendilerine ne gibi bir imtiyaz sağladığını anlamadık. Zira, sadece sizinkiler değil, bütün değerler emek ile yaratılır. Yalnız, "Emek" kavramı, diğer sıraladıklarınızı, yani alınteri, beyin ve yüreği de kapsar, onların bileşenidir. Yani "Aşure" dedikten sonra tekrar fındığın, fıstığın, cevizin, üzümün vd. adını zikretmek mânâsızdır. İfâdedeki bu kafa karışıklığı, ya da "Emek" kavramı konusundaki echeliyyet, ta'mimin "emekçiler" tarafından kaleme alındığına dair kuşkularımızı destekler niteliktedir.
* * *
"Çalışmasını bildiğimiz kadar eğlenmesini de biliriz. Pikniklerde, balolarda, şenliklerde hep birlikte güleriz" diye devam ediyor ta'mim. Ne diyelim neş'eniz dâim olsun ! Olsun da, sizin bu neş'enizin Yalova için ne ma'nâ ifâde ettiğini de pek anlayamadık. Oysa biz, termik baca dumanlarına, gaza, toza, zehire boğulmamış bir Yalova'nın, üstelik sadece pikniklerde, balolarda, şenliklerde değil, çoluk çocuk hep beraber ve her dâim neş'eli olmasını ve gülmesini tercih ederiz. Onlar ağız dolusu gülerken, ciğerlerine gaz, toz değil, Marmara'nın savurduğu iyot kokulu rüzgârların dolmasını isteriz.
* * *
"Çocuk esirgeme kurumlarında, huzur evlerinde, okullarda, Yalova' nın bir çok yerinde bilinen ve bilinmeyen izleri (nin olduğunu)" söylüyor bu meçhûl prefabrik heyet. Beylerin sözünü ettiği "iyilikler" kendileri için bir iftihâr vesilesi olabilir. Fakat, yaptığı iyiliklerle iftihâr etmek, "Bak ben şuralara şu yardımı yaptım" diye gözüne sokarcasına gazete sayfalarında cümle âleme i'lân etmek; emeği ile geçinen mütevâzı emekçilere değil, görgüsüz zenginlere ve onların yüksek maaşlı kapıkulu takımına has bir husûsîyettir.
Ve bu toprakların kültürü, böylesi bir görgüsüz davranışı ağır bir ayıp olarak addeder.
Meseleye rûhiyat mesleği açısından yaklaştığımızda, acaba bu ifâde, şuurdışı' nın bir tezâhürü mü diye düşünmek de mümkündür. Yani meçhûl temsil heyeti acaba Yalovalılara, "Siz hiç merak etmeyin; termik santral faaliyete geçtikten sonra patlayacak olan kanser vakı'aları neticesinde yetim ve öksüz kalan çocuklarınıza Çocuk Esirgeme Kurumlarında, sahipsiz kalan ana babalarınıza da huzur evlerinde 'biz' bakarız" mı demek istiyorlar, kimbilir ?
Tabi bu bol ikramiyeli kanser piyangosundan kendilerine de en azından kesin bir amorti çıkacağını hesabediyorlardır herhalde.
* * *
Şirketlerinin "Çevreye Duyarlılığı" na ilişkin komik ötesi maval da meseleyi tam şah damarından vuruyor. Meçhûl prefabrik "Temsil Heyeti" ne, sormak isteriz; "Efendiler, sizler 1999 yılı 17 Ağustos' unda ve tâkibeden günlerde Mars' ta mı ikâmet ediyordunuz? Gezegenimize sonradan mı avdet ettiniz ? Çoluk, çocuk, genç yaşlı binlerce insan deprem sonrasında o dağlara piknik yapmak için mi tırmandı.? Yıldızlı gökyüzünü temâşâ için mi o dağlarda geceledi ? Yırtılan tanklarınızdan toprağa, havaya, suya karışan ve 2003 tarihli ABD Kongre raporunda 'Kitlesel İmha Silahı' olarak tanımlanan 6.400 ton akrilonitrilin, gülsuyundan mâmul olduğunu mu iddia ediyorsunuz ? "
Edeb yahû !
* * *
"Bölge insanı ile AKSA' nın aynı tarafta" olması iddasının kanıtı olarak şirketlerinin verimliliğinin yükseltilmesini göstermelerini de, - cehaletimizi bağışlayın- pek anlayamadık. Neymiş; yaptıkları bir tasarruf çalışması şirketin verimliliğini yükseltirmiş, böylece ham madde daha fazla ürüne dönüşürken atık da azalmış olurmuş !!!
Toprağı bol olsun, bizim Assos'lu damat merhûm Aristo' yu göbeğinden çatlatacak bir mantık kurgusu !
Muhteremler, biz size kaç okka atık üreteceksiniz diye sormuyoruz ki; bu atıkları bize en küçük bir zarar vermeden nasıl ortadan kaldıracaksınız diyoruz. Ve, size sipariş raporlar hazırlayan güyâ bilim adamı ve güyâ uzmanlarınızın yaptığı izâhatlardan iknâ olmadığımızı; indir bacayı, kaldır bacayı numaralarını yutmadığımızı söylüyoruz.
Husûsîyetle ifade edelim ki biz, yaptığımız onca titiz araştırmaya rağmen, şirketlerin verimlilik artışının, santral bacalarında filtre etkisi yarattığı, zehirli gazları parfüme dönüştürdüğü, çevredeki zirâi istihsâli arttırdığı, havayı, suyu, toprağı temizlediği husûsunda bilimsel bir veriye rastlayamadık. Tersine, şirketlerin verimlilikleri, dolayısıyla kârları arttıkça daha acımasız ve daha tahripkâr oldukları, denizleri, nehirleri, gölleri, ormanları, toprakları kuruttukları, insanları çürüttükleri, hayvanları kitle halinde katlettikleri husûsunda sayısız veriye rastladık.
* * *
Meçhûl heyetin yayınladıkları ta'mimin dilek ve temenniler bölümündeki, "Dünyanın en verimli ve en temiz enerji santrallerinden birinin Yalova' da işletileceğinin güvencesiyiz" ifâdesiyle, benî âdemin ardamarının zorlanma kapasitesini, beşeriyyet nâmına yüzümüz kızararak müşâhede ediyoruz.
Bizler de, AKSA patronlarına, kendilerine ilânla destek veren "elemanları"nın istihsâl ettikleri yağları, bir katresini bile zâyi etmeden kurmaya çalıştıkları termik santralde doğal yakıt olarak kullanmaları, artanı piyasada değerlendirmeleri, hatta, borsaya sürmeleri halinde yağ senetlerinin, elektrik ve karbon elyaf hisselerini sollayarak borsanın başını döndüreceği hususunda te'minât veriyoruz.
Sonra dönüp, AKSA'k yağdanlıklara soruyoruz; "Sizler hangi santral için 'güvence' veriyorsunuz ? Hani şu, kapalı kapılar ardında baştan sona bir hukukdışılıklar silsilesi içerisinde oldu bittiye getirmeye çalıştığınız termik santral için mi ? Öyleyse bize öncelikle şu meşhur ÇED raporunuzu bir gösterin ! Diğerlerini de daha sonra sırayla soracağız, ama önce şu ÇED raporunuzu bir görelim."
Ve, o meçhul prefabrik temsil heyetine diyoruz ki; bir önceki umum müdürünüz dahil, son yirmi yılda kanser nedeniyle hayatını kaybetmiş onlarca arkadaşınızın hâtırasına zerre kadar saygı duyuyorsanız; Güney Afrika atığı, üç gün sonra ne halt edeceği belli olmayan ikinci el termik santral konusunda güvence veriyoruz diye Yalovalıları yanıltmayınız.
Yoksa vebâliniz ağır olur.


